17 Ekim 2019 Perşembe

M
2 2 2 2 2 2 2 2 2 2 2 2 2 2 2
G G G G G G G G G G
A A A A A A A A A A A A A A A
D D
3 3 3 3 3 3 3 3 3 3 3
B B B B B B B

KARACAOĞLAN ŞİİRLERİNDE HATAY

Şiirlerinden anladığımız kadarıyla Toroslar’ın ve Gâvur Dağları’nın şairi olan Karacaoğlan, Çukurova, Kozan, Maraş, Antep, Halep, Hatay’da Amik Ovası’nda ömür sürmüştür. Halk bilimi araştırmacısı Prof. Dr. İlhan Başgöz, Karacaoğlan’ı, "Güney illerimizde, Toroslar, Gâvur dağları, Çukurova ve Akdeniz kıyılarında yaşayan konar-göçer Türkmen aşiretleri arasında mayalanmış" bir Türkmen âşığı olarak niteler.

26 Şubat 2015 Perşembe 05:05
KARACAOĞLAN ŞİİRLERİNDE HATAY

Ahmet YANAR

Edebiyat Öğretmeni

Şiirlerinden anladığımız kadarıyla Toroslar’ın ve Gâvur Dağları’nın şairi olan Karacaoğlan, Çukurova, Kozan, Maraş, Antep, Halep, Hatay’da Amik Ovası’nda ömür sürmüştür. Halk bilimi araştırmacısı Prof. Dr. İlhan Başgöz, Karacaoğlan’ı, "Güney illerimizde, Toroslar, Gâvur dağları, Çukurova ve Akdeniz kıyılarında yaşayan konar-göçer Türkmen aşiretleri arasında mayalanmış"  bir Türkmen âşığı olarak niteler.

Karacaoğlan Anadolu’nun birçok yerini Karadeniz de dâhil olmak üzere gezmiştir. Çoğu şiirlerinde onun Anadolu dışına çıktığını da görürüz. Karacaoğlan Frengistan’dan, Mısır’dan, Şam’dan, Cezayir’den, Çin’den, Hint’ten, Yemen’den, bahsetmektedir.  O gezdiği yerlerde hep güzellere, güzelliklere âşık olmuştur.

Şiirleri derinlemesine incelendiğinde onun güzel kadınları değil de bütün güzellikleri sevdiği görülür. Karacaoğlan Elif’te, Suna’da, Fatma’da, Döne’de, Hacer’de ayrı ayrı güzellikler görür. Kiminin boynu, kiminin kaşı, kiminin beli... sonra da bunları tek bir güzelde bütünleştirmeye çalışır. Karacaoğlan, sadece maddî güzellik aramaz, dil güzelliği, gönül güzelliği ve de huy güzelliği arar. 

Prof. Dr. Faruk Sümer, "Oğuzlar" adlı eserinde 16. Yüzyıldan itibaren Osmanlı’daki Türkmen aşiretlerinin, kışlaklarla yaylaklar arasında konargöçer kültürünü devam ettirdiğinden bahseder. Kışı Suriye ve Amik Ovası gibi ılık yerlerde geçiren aşiretler, baharla birlikte hayvanlarıyla birlikte, Uzunyayla’ya, Bozok yaylasına, Yeni İl’e (Sivas dolayları) yaylamaya çıkarlar. 1865 Yılından itibaren Türkmen aşiretleri Derviş Paşa komutasındaki Fırka-ı İslâhiye ordusu tarafından yerleşik hayata aktarılır.

Karacaoğlan, bu Türkmen aşiretleri arasında konargöçer yaşayışına ayak uyduran âşıklarımızdandır. Onun şiirlerinde Türkmen aşiretlerinin güzellikleri, yaşadığı yerler dile gelir.

Çukurova ve Toroslar’ın yüzyıllara sığmayan türküsü Karacaoğlan’ın birçok şiirinde Hatay ve çevresini de görebiliriz. Şiirlerinde geçen yer adlarından hareketle Karacaoğlan’ın Hatay’ın büyük bir bölümünü gezdiğini söyleyebiliriz. Hatay’ın güzellikleri, güzelleri Karacaoğlan’da bir Hatay sevgisinin olduğunu da göstermektedir.

Bu yazımızda Karacaoğlan’ın Hatay’la ilgili tespit edebildiğimiz şiirlerini, Hatay’ın şiir sever insanlarıyla paylaşmak istedik.

Aşağıdaki "semai"de Karacaoğlan, konargöçer Türkmenlerden bahsederken onların yaşadığı yerlerin güzellerini, güzelliklerini dile getirir. Karacaoğlan’a göre dört kitabın manasının sevgi olduğunu ve de güzellerin sevilmesinin günah değil sevap olduğunu belirtir. Ayrıca Karacaoğlan, Antakya’nın o dönemdeki güzelliklerini de ortaya koyar:

 

Obasın seyran eyledim

Konup göçen ilin gördüm

Pazarın seyrana durdum

Antakya’nın şarın gördüm

 

Yanar yüreklerim yanar

Al çuhalı beyler gider

Uçar kazlar kumru öter

Kokar ağca gülün gördüm

 

Enginlerde gide gide

Ufacık meşeler buda

Kefendiz’de  Börklü Dede

Onun acep sırrın gördüm

 

Sevdiğimin adı Ayşe

Kâfir görünmüyor Eşe

Uğradım koca Maraş’a

Bedestenin şarın gördüm

 

Göksun’dur yaylanın hası

Silindi gönlümün pası

Mor sünbüllü menevşesi

Katarlanmış ilin gördüm

 

Çağır Karac’oğlan çağır

Taş düştüğü yerde ağır

Güzel sevmek günah değil      

Dört kitapta yerin gördüm

 

Karacaoğlan göç yollarında sevdiği güzellere methiyeler düzerken aynı methiyeleri geçtiği yerlere de düzdüğünü görmekteyiz. Aşağıdaki "destan"ında Hassa ilçemizin Akbez ve Söğüt beldelerinden geçtiğini oranın özellikleriyle birlikte dile getirir:

 

Yine esti muhabbetin yelleri

Attım hoş geliyor falı yavrının

Vardı sana uğradı mı yolları

Parlayıp gidiyor ili yavrının

 

Ayın on dördüne benzer cemali

Yâri görmeyeli del’oldum, deli

Ak topukta şan veriyor halhalı

Akkale’den aşar yolu yavrının

 

Ekbez’de  batak olmuştur konulmaz

Kalbur’un belinde karar alınmaz

Aradım cihanı misli bulunmaz

Irgalar saç bağın beli yavrının

 

Akkale’den uğradın mı Çınar’a

Kon Kazanpınar’da zülfünü tara

Şimdi kömür gözlüm Konur Dağı’na

Düzülmüş çığları teli yavrının

 

Sabahtan kalkar da Çinçin’i geçer

Vurur deli gönül kaynayıp coşar

Yükletmiş yükünü Göksun’a çıkar

Göksun’da Çaplayız Gölü yavrının

 

Karac’oğlan bırak gam ile yası

Ne hoş olur şu dağların havası

Yarin konalgası Söğüt Ovası

Ekbez Ekbez olmuş eli yavrının

 

Aşağıdaki iki koşmasında Karacaoğlan, Belen ilçemizden bahsederken güzellerin pınara gelerek aklını başından aldığını ve güzellerin oradan ayrılmasından dolayı pınarın ağladığını sazına sözüne döker:

 

Koşma

 

Ak kuğular sökün etti yurdundan

Koç yiğitler yanamıyor derdinden

Sabah namazında Belen  ardından

Saydım altı güzel indi pınara

 

Üçü orta boylu gayetle güzel

Üçü uzun boylu gözlerin süzer

Dedim Akça ceyran gölde ne gezer

Al kınalı keklik indi pınara

 

Karac’oğlan gene coştu bulandı

İnip aşkın deryasını dolandı

Güzel gitti diye pınar ağladı

Acıdı yüreğim yandı pınara

 

Koşma

 

Akça kızlar göç eyledi yurdundan

Koç yiğitler deli oldu derdinden

Gün öğle sonu da Belen ardından

Saydım altı güzel indi pınara

 

Üçü uzun boylu kaşların süzer

Üçü orta boylu zülfünü düzer

Sandım akça ceran çöllerde gezer

San kınalı keklik indi pınara

 

El atıp dericek Hatçe’nin gülü

Can için sarıcak Ayşe’nin beli

İkisi hempalı bir de döndeli

Emine’m çok içti kandı pınara

 

Karac’oğlan bunu böyle söyledi

İndi aşkın deryasını boyladı

Kızlar gitti diye pınar ağladı

Acıştım yüreğim yandı bu nârâ

 

1920’li yıllarda ilçe olan Kırıkhan, 17. yüzyılda küçük bir köydür. Karacaoğlan’ın şiirlerinde Kırıkhan adına rastlanılması, bu şirin ilçemizde yerleşiminin yeni olmadığını göstermektedir. Karacaoğlan, bu şiirde Kırıkhan’da kışı geçiren bir Türkmen aşiretinin yayla göçünü anlatırken gönül bağladığı ve bir türlü kavuşamadığı güzelin hasreti içerisindedir.

 

Koşma

 

Kız senin elinden düştüm ben yasa

Çekildi bülbüller kalmadı tasa

Dönüp koyamadım altın kafese

Benim yârim öğrenmeden toy gitti

 

Kırıkhan’dan yüklediler göçünü

Mor sünbülle donattılar saçını

Ala gözlüm ayrı çekmiş göçünü

Bizim elden bir tomurcuk gül gitti

 

Karacaoğlan der o yiğit kârı

Peteği bal eder ustadır arı

Sana derim sana Beyler Çınar’ı

Ne taraftan ince belli yâr gitti

 

Karacaoğlan’ın Reyhanlı’nın bir köyü olan Tizin’de gördüğü bir Arap güzeli onun belini büker, ağzını dilini kurutur. Kırıkhan’da Halk kültürü araştırmalarıyla tanınan Dr. Hasan Ayparlar, Tizin’e gittiğini belirterek, "Tizin, Hatay ile Halep arasında, benim de uğradığım, bir köydür. Uğradım, benim de altıma bir alaca kilim attılar. Fakat yazık ki, bin altın verdikleri ve bin altın daha değen Arap güzelini göremedim. Gördümse de 'mor dövmelerle' süslü dudaklara bu kadar pahayı biçemedim." der.

 

Koşma

 

Nagihan geçerken uğradı yolum

Tizin’de bir Arap güzeli gördüm

Ben su istedim o sofra gönderdi

Tizin’de bir Arap güzeli gördüm

 

Altıma attılar bir alaca kilim

Ağzımda kurudu dudağım dilim

Sunayı görünce büküldü belim

Tizin’de bir Arap güzeli gördüm

 

Öğer Karacaoğlan yârini öğer

Zülüf pare pare gerdanı döğer

Bin altın vermişler bin daha değer

Tizin’de bir Arap güzeli gördüm

 

Karacaoğlan’ın sevip de kavuşamadığı sevgilinin gelin oluşundan dolayı üzüldüğünü görmekteyiz. Gezdiği yerlerde böyle bir dünya güzeline rastlanılmadığını saza söze dökerken

Reyhanlı’dan da bahseder:

 

Koşma

 

Ağzı şeker dili nemin balıdır

Ah ettikçe yüreğimi eridir

Bin katar içinde bu bir türlüdür

Urum’da Şam’da birdir bu gelin

 

Garip bülbül figan eder naz ile

Kılınç vurur kanlar döker gürz ile

İki bin gelin de dört yüz kız ile

Tartılsa çok ağır gelir bu gelin

 

Ağam kusur var mı şol karakaşta

Dostumun sevdası kaynıyor başta

Tunus Tırablus koca Maraş’ta

Reyhan’ın  içinde birdir bu gelin

 

Hele bakın şu güzelin haline

Çift memeler iz eylemiş koynuna

Varın bakın Gürcistan’ın iline

Acem Buhara’da birdir bu gelin

 

Karac’oğlan der de yârim salınır

Ciğerciğim bölük bölük bölünür

Akibet (te) bu dert beni öldürür

Bütün dünyada da birdir bu gelin

 

Karacaoğlan’ın türkülerinde, varsağılarında Amik Ovası’ndan Gündüzlü Ovası, günümüzde kurutulan Amik Gölü’nden de Akçadeniz olarak bahsedilmektedir. Karacaoğlan gezdiği yerleri sazına sözüne aktarırken oraların güzellerinden övgü ile bahsetmekten vazgeçemez:

 

Türkü

 

Çıktım yükseğine baktım

O dağların salın gördüm

İndim pazarın kurdum

O dağların hurin gördüm

 

Yandı Çukurova yandı

Eli bazlı beğler indi

Tutu uçtu kumru kondu

Akçadeniz  gölün gördüm

 

Sevdiğimin adı Ayşa

Zülfün dizmiş ak gerdana

Yolum uğradı Maraş’a

Bedestenin şalın gördüm

 

Göksun da yaylanın hası

Silindi gönlümün pası

Mor sünbüllü mağarası

Dedebel’in karın gördüm

 

Erciyes’te yağan karlar

Seher ile göçen iller

Zamanede Elif derler

Bir küçücük gelin gördüm

 

Çağır Karacaoğlan çağır

Taş düştüğü yerde ağır

Güzel sevmek günah değil

Ben kitapta yerin gördüm

 

Türkü

 

Garbî yeli garbî yeli

Ne esersin deli deli

Bahçemde açılan gülü

Sen soldurdun garbî yeli

 

Garbî yeli yeğin eser

Deli poyraz sana küser

Ak yar duyar bana küser

Sen barıştır garbî yeli

 

Ak elinde sarı akik

Yüzün yıkık boynun bükük

Ak yar dargın diye duyduk

Sen barıştır garbî yeli

 

Garbî yeli serin değer

Akçadeniz dalga döğer

Karac’oğlan yarin anar

Sen estikçe garbî yeli

 

Varsağı

 

Yürü bire Gündüzlü’nün ovası

Hanı seni seyran eden melekler

Görem dedim gül yüzlümün yüzünü

Göremezsem bu dert beni helekler

 

Kapısında kara kullar olduğum

Ataşından sararıp da solduğum

Gam yemezdim ben bu dertten öldüğüm

Dolansa boynuma akça bilekler

 

Suya gider çemberine bürünür

Yel estikçe top zülüfler bölünür

Geriden baktıkça Suna’m görünür

Siyah zülüf mah yüzünde kalaklar

 

Senden gayrı yâr sevmedim vallaha

Getir el basayım Kitabullah’a

Gece gündüz yalvarırım Allah’a

Hak yanında kabul olsun dilekler

 

Karac’oğlan der ki bilmedim n’oldum

Aşka düşeli de sarardım soldum

Yaylası gölleri gezdim yoruldum

Issız kalmış av ettiğim salaklar

 

Karacaoğlan, gezdiği yerlerdeki dağlara da hayrandır. Aşağıdaki koşmasında Türkmenlerin yaşadığı yerlerdeki dağlardan bahseder. Amik ovasında kışlayan aşiretlerin baharla birlikte dağlara yol aldıklarını dile getirir. Şiirde geçen Bayra, Göğdeli, Kabaktepe, Gündüzlü Hatay’da yer adlarıdır:

 

Koşma

 

Dinleyin ağalar size söyleyim

Arş u kürsü gider yolun var dağlar

Kar’ardıçlı kamalaklı yüceler

Selvili söğütlü yerin var dağlar

 

Ahır Dağı’ndan gör Maraş bağını

Engizek’te derler ilin çoğunu

Bayra’dan  Bertiz’den Konur Dağı’nı

Göksun güzel derler ilin var dağlar

 

Gün doğanda Gündüzlü’nün  başına

Göğdeli’de  sünbüllünün peşine

Akdağ derler duman çöker başına

Kabaktepe  derler şarın var dağlar

 

Karacaoğlan der de bitirdim çağı

O yüce Binboğa Bolkar’ın dengi

Soğanlı yücesi koca Beydağı

Erciyes ulumuz pirin var dağlar

 

Karacaoğlan şiirlerinde Payas’tan ve güzellerinden bahsettiğini de görmekteyiz. Gördüğü güzeller Karacaoğlan’ın aklını başından almaktadır. Karacaoğlan’a göre göç yolları güzelsiz çekilmemektedir.

 

Semai

 

Geliyor nazlımın göçü

Tel tel olmuş ipek saçı

Fındık fıstık badem içi

Çerez olmuş memeleri

 

Nideyim dünyada malı

Boyunca geyinmiş alı

Payas’ın da portakalı

Turunç olmuş memeleri

 

Cemali gösteren beldir

İhsan eyle beni öldür

Biri rayhan biri güldür

Ne hoş kokar memeleri

 

Karac’oğlan böyle demiş

Balınan kaymağın yemiş

Biri altın biri gümüş

Ne bahalı memeleri

 

Koşma

 

Sincan karyesinde gördüm bir güzel

Çeşit çeşit başcağızı bağlıdır

Ne ben söyledim de ne o açıldı

Açılmadık dilceğizi bağlıdır

 

Kahbenin kızı da, ne tez büyüdün

Geçen gördüm şu düğünde yok idin

Ağlayan yiğidi ne şekl avuttun

Avutmasın bilmez daha yalvarır

 

Salını salını karşıma çıktı

Ak yâri görünce belimi büktü

Eski derdimden de bes beter etti

Doğrulmaz kametim bundan eğridir

 

Karac’oğlan der ki konup göçülmez

Eyi kötü birden bire seçilmez

Denerim yolları yârsız geçilmez

Yârin alan gidişinden bellidir

 

-----------------------------------------------------------------------------------------

[1] Bkz. Karac’oğlan, İlhan Başgöz, Pan Yayıncılık, İstanbul, 2003

2 Karacaoğlan şiirleri için bkz. 1. Karac'oğlan, İlhan Başgöz, Pan Yayıncılık, İstanbul, 2003 2. Karacaoğlan Şiirler, Müjgân Cunbur, MEB Yayınları, İstanbul, 1993

3 Antakya: İlhan Başgöz’ün Karac’oğlan adlı eserinde geçen Antakya adı, Müjgân Cunbur’un Karacaoğlan Şiirler adlı eserinde Antalya olarak geçmektedir. Şiirdeki Kefendiz, Maraş, Göksun gibi yer adlarının Antakya’ya yakınlığından dolayı İlhan Başgöz’ün kaynağının doğru olduğunu göstermektedir.

4 Kefendiz: Antep’in köylerinden biri.

5 Ekbez: Hassa'nın Akbez kasabası

6 Söğüt Ovası: Hassa'nın Söğüt kasabası

7 Belen: Hatay'ın ilçesi

8 Tizin: Reyhanlı’da bir köy

9 Reyhan: Hatay’ın Reyhanlı ilçesi.

10 Akçadeniz: Amik Gölü

[1]1 Bayra: Altıözü’ne bağlı Akdarı köyünün eski adı.

[1]2 Gündüzlü: Amik Ovası’nda bir göl.

[1]3 Göğdeli: Hatay’da bir köy.

[1]4 Kabaktepe: İskenderun’un güneydoğusunda bir tepe.

[1]5 Sincan: Dörtyol ilçesinin Payas beldesine bağlı bir köyü.

 

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
Sizce Hatay depreme hazır mı?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
  • Hatay Olay  -Güncel Hatay haberleri, Son dakika Hatay haber ve Gelişmeleri. - 15 Ocak 2016 Manşeti
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV